Kapağına bakıldığında tarih romanı gibi gözükse de aslında hem tarih hem psikolojik hem de polisiye bir roman.
Hikaye içinde hikaye anlatmayı seven Ahmet Ümit bu sefer de yine ünlü bir bayan tarih profesörünün öldürülmesiyle Fatih Sultan Mehmet Han'ın hayatını bağdaştırmış.
Yazar Fatih dönemi hakkında ayrıntılı bilgi veriyor kitapta.
Saray entrikaları gözünüzün önünde canlanıveriyor usta kalemin anlatımıyla.
517 sayfalık kitap can alıcı bir şekilde sonlanıyor ve akılda o soru kalıyor:
Yalnız kalemi o kadar sürükleyici ki insan daha fazla A.Ümit kitabı edinip okumak istiyor.
Ayrıca betimlemeleri o kadar canlı ki olaylar, kişiler gözünüzün önündeymiş gibi hissediyorsunuz.
Hikayeye gelecek olursak babası Mevlevi bir Türk ( Küçük yaşta evini ilahi aşk için terk etmiş.) olan İngiliz Karen Kimya Greenwood uluslararası bir şirkette sigorta eksperidir.
Ucunda 3 bin pound olan bir otel yangınını soruşturmak için Konya'ya gelir.
Gelir gelmez başından esrarengiz olaylar geçmeye başlar.
Sanrılar gördüğünü sanırken aslında mistik yolculuklara çıkar ve Mevlanayla Şems'in aşkına tanıklık eder.
Esasen geçmişinedir bu yolculuklar, babasına..
Babasınla yüzleşebilecek mi?
Onu affedebilecek mi?
Kanayan yüzüğün sırrı neydi?
Ahmet Ümit Mevlevilikle ilgili hayati konulara Karen vasıtasıyla değiniyor.
Oldukça başarılı bir roman.
Özellikle son kısmı can alıcı olmuş.
Etkileyiciydi.
Doğan Kitap ne demiş: "Ahmet Ümit'ın son romanı, Bab-ı Esrar...Yaşamı, aşkı ve inancı yeniden düşünmek için… Yedi yüz yıldır çözülemeyen sır; Şems-i Tebrizi cinayeti...
Yedi yüz yıldır süren bir sevda; Şems-i Tebrizi ile Mevlânâ
Bab-ı Esrar sadece bir gerilim romanı değil, aynı zamanda bir sırlar kitabı. Fantastik öğeleri kullanarak çok katmanlı bir dil yaratan Ahmet Ümit bu yapıtında Mevlevilik temelinde din ve inanç üzerine ilginç sorular soruyor. Din ile aşk arasında, inanç ile sevda arasındaki ilişkiyi bambaşka bir açıdan gözlerimizin önüne seriyor.
Dünyayı, yaşamı, inancı ve aşkı, yeniden düşünmemiz, yeniden araştırmamız, yeniden okumamız için...
d&r'ye girdiğimde gözüme kestirdiğim bir kitap oldu kendisi.
İyi ki de öyle olmuş.
Bir solukta okudum.
Okuduğum ilk Ahmet Ümit kitabı olan 'Şeytan Ayrıntıda Gizlidir' Kanıt vari 18 adet sürükleyici polisiye öyküden oluşuyor.
Bir Kanıt fanatiği olarak benim ilgimi oldukça çekti.
Hatta okurken neden diziye aktarılmamış ki, öyküler sağlam derken öğrendim ki 2004 yılında zaten 13 bölümlük bir dizi çekilmiş ve baş rollerini Çetin Tekindor ve Nejat İşler paylaşmış.
"Şeytan Ayrıntıda Gizlidir", gündelik hayatın hemen her alanında olup biten, hayatın hızlı temposu içinde baktığımız halde görmediğimiz, yaşanan ve yaşanması muhtemel cinayetleri öyküleştiriyor. Usta edebiyatçı Vedat Günyol’un "Türkçe tutkunu, Türkçe vurgunu" olarak nitelediği Ahmet Ümit’in duru bir dil ve akıcı üslupla kaleme aldığı bu bir solukta okunan öykülerde Başkomiser Nevzat ve yardımcısı Ali, bir yandan görevlerini yerine getirip cinayetleri çözerken diğer yandan da yazarın hınzır emellerine alet oluyor (!). "Şeytan Ayrıntıda Gizlidir"de, Türkiye’nin en ünlü türkücüsü cinayet suçlamasıyla karşı karşıya kalıyor örneğin. Üstelik bu kez, adamlarından biri üstlenmiyor suçu; türkücü, yakayı ele verdiğinde, göğsünü gere gere itiraf ediyor. 1999 yılında on binlerce kişinin canından olduğu Marmara depremini "orgazmik bir heyecan"la karşılayan ünlü bir deprem profesörü, o dönemde bilimsel kimliğinin kaldırmayacağı kadar alaycı açıklamalarıyla pek çok kişide öfke uyandırmıştı. Ahmet Ümit, sessiz yığınlar adına yazarlığını konuşturup, sözü geçen bilim adamının kendini beğenmiş, elitist tutumundan da intikam alıyor. Kanal kanal gezip "dalgasını geçen" profesör, bir TV programı sırasında "haz"dan ölüyor. Ahmet Ümit, kendi iktidarını kullanıp herkesle alay edercesine yaşayan, okurun kolayca teşhis edebileceği medyatik tipleri eleştiri süzgecinden geçirirken, bir başka noktada daha cesaret çizgisini aşıyor. Türkiye’nin tabularından biri olduğu için sinema, tiyatro vb. sanat dallarında olumsuz örneğini göremediğimiz meslek dallarından suçlular da öykü kahramanı olarak boy gösteriyor "Şeytan Ayrıntıda Gizlidir"deki öykülerde: uyuşturucu işine bulaşmış bir polis, bir jinekolog, albay eşini aldatan öğretmen, arazi mafyasının orman yakmasına öfke duyan avcılar vb. Tabu olması bir yana, toplum içinde saygınlığı tartışmasız meslek dallarına mensup suçlu kahramanlarına karşı acımasız davranmıyor Ahmet Ümit. Yazarın romanlarından alışık olduğumuz, suç kadar suçluyu, onu eyleme iten nedenleri anlamaya ve okurla paylaşmaya dönük tutumu, "Şeytan Ayrıntıda Gizlidir"deki öykülerinde de sürüyor. Örneğin, suçlu jinekoloğun işlediği cinayette, işine yabancılaşmanın nasıl bir rol oynayabileceğini bir çırpıda hatırlatıveriyor. Fethi Naci’nin deyişiyle "Ahmet Ümit’in sürükleyici bir anlatımı var" ve "Şeytan Ayrıntıda Gizlidir"deki kısa öyküler, hiç de bu akıcılığa kurban gitmiyor. Her biri ayrı bir lezzet taşıyan öyküler sona erdiğinde okur yüzünde beliren tebessüm de bunun en güzel kanıtı.
Undenied'dan herkese selamlar.
Mutluyum çünkü telefonum az önce servisten geldi:)
Ben de hemen cicilerimi fotograflama işine giriştim.
Geçen haftalarda ev sahibeliğini yaptığım kitaplaşma etkinliğinde öyle güzel insanlarla tanıştım ki iyi ki de yapmışız bu etkinliği dedim.İlk olarak Nur Böjük'ten başlayalım. Nurcum bana öyle güzel kitaplar gönderdi ki beni çok mutlu etti:)
Bir yorumumda Elif Şafak 'Şemspare' yi ve Ahmet Ümit 'Sultanı Öldürmek'i çok merak ettiğimi okumuş ve bana bu kitapları satın almış. Paketi açınca öyle sevindim ki..Kokulu muma ne demeli? Misss..
Hep bir kar küremin olmasını isterdim. Buralarda satan yer bulamayınca unutup gitmiştim. Sanki bunları sezmiş gibi güzel arkadaşım bu mint yeşili ufacık çekmeceli kar küresini benim için alıvermiş.:)